| Mustafa Kemal Atatürk Köşesi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Hayatı, Anıları, Fotoğraflarını bu kategoride paylaşabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 22
Mesajlar: 781
Tecrübe Puanı: 0 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Yabancilar boyle deger verirken...kendi icimizden cikan hainler dil uzatiyor...celiskiye bakin...
Mustafa Kemal Atatürk - Selanik'den Ankara'ya Modern Türkiye'nin yaratıcısı Mustafa Kemal'e, Atatürk soyadını 1934 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi verdi. Tüm dünya onu daha ziyade, Türkler'in atası, yani Atatürk adıyla tanıyor. Kuşkusuz "Gazi" ünvanı da Türkiye'de unutulmadı. Klaus Kreiser | | Mustafa Kemal Atatürk'ün imajı, daha sonraki kuşaklar tarafından farklı biçimlerde değerlendirilse de, iki dünya savaşı arasında diktatörce metodlarla hükmeden çağdaşlarının tümü, Atatürk'den çok daha kötü notları hakediyorlar. 1926 yılında ilk kez ve daha sonra sayısız heykeli dikilen Atatürk'ün daha yaşarken efsaneleşmiş olması, bu çok yönlü, ilerici ve kararlı kişiye yönelik bakış açısını hala etkiliyor. Atatürk'e ilişkin araştırmalar çeşitli engellerle güçleştiriliyor. Genel Kurmay Başkanlığı ya da diğer kurumların arşivlerinde saklanan belgeler ne Türk ne de yabancı araştırmacılara açılıyor. Bu belgeler arasında, Atatürk'ün 1927 yılında kaleme aldığı ve 1919-1922 yılları arasında sürdürdüğü Kurtuluş Savaşı'ndaki rolünü anlatan "Söylev"in özgün metni de bulunuyor. Askeri başarısı ve önderliğe yükselişi 1912 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altındaki Makedonya'nın Selanik kentinde doğan, mütevazi koşullarda büyüyen Mustafa Kemal'in, başarıya ulaşan diğer ünlü çağdaşları gibi, gelecekteki başarısına önayak olacak nüfuzlu yakınları yoktu. Yetenekli bir çocuk olan torpilsiz ve servetten yoksun Mustafa Kemal'e toplumsal yükselme vaadeden tek olanak askerlikti. Genç bir subay adayıyken, cep atlasına bakıp, 1911'e kadar üç kıta'ya yayılmış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun, Rusya gibi güçlü düşmanlarına karşı nasıl ayakta durabileceğini sormuştu kuşkusuz. Atatürk birinci dünya savaşının başında, müttefik güçlerin keşif yapmak üzere Gelibolu yarımadasına çıkmasını engellemeyi başardı. Osmanlılar'ın birinci dünya savaşı sırasındaki tek askeri başarısı buydu. Boğazlarda ve boğazların çevresindeki bu muhabereye rağmen, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile ittifak içindeki Osmanlı İmparatorluğu, İngiliz ve Rus Baskısı'na karşı koyamadı. 1919'da, Paris yakınlarındaki Sevr'de, Osmanlılar'a İç Anadolu'nun bir bölümü, İstanbul ve Doğu Trakya'dan başka toprak bırakılmaması kararlaştırıldı. Mustafa Kemal, Halife Sultan gibi, ülkesinin bağımsızlığını yitirmesini sineye çekmeye razı olmadı ve 1919 yılında dinci ve milliyetçilerin de aralarında bulunduğu direnişçi güçlerin başına geçti. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Şaşkınlık içinde kalan yabancı ülkeler, Padişah tarafından ölüme mahkum edilen eski General Mustafa Kemal'in Halifeliği devralmak isteyip istemediğini merak ediyordu. Bu düşünce çok da haksız değildi, çünkü Güney Kafkasya, Suriye ve Ege arasındaki sayısız cephede savaşan birlikleri birbirine bağlayan en büyük güç İslam diniydi. Türk komutanlar ise, kendi kültür ve dillerinin, başta Kürtler olmak üzere, diğer Müslüman gruplarınkinden çok daha üstün olduğu inancındaydılar. Batı Anadolu'daki Yunan işgalinin sona erdirilmesinin ardından, 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Mustafa Kemal, ömrünün sonuna kadar Cumhurbaşkanı oldu. Ve Lozan Konferansı'nda Atatürk'ün en önemli dışpolitik hedefi olan Türkiye'nin bağımsızlığı kabul edildi. Atatürk ve yandaşlarının yüzyüze olduğu yeni görev, çeşitli etnik gruplardan oluşan halkın, birlik ve bütünlük içinde bir ulus haline gelmesini sağlamaktı. Kafkas ülkeleri, Karadeniz bölgesi ve Güneydoğu Avrupa'dan Anadolu'ya göç etmiş ya da sürülmüş olanlar o dönemde halkın yüzde 40 ila 45'ini oluşturuyordu. Kürt azınlığın büyük bölümünün direniş gösterdiği ulusal birlik sürecinde izlenen yol ikna ve zorlamaydı. Batılı modellere dayanan reformlar Son Padişah 1922'de sürgüne gönderildi. 1923'te Ankara başkent oldu ve 1924'te, önemini tümüyle yitirmiş olan Halifelik kaldırıldı. Kabul ettirilmesi otoriter önlemleri gerektiren reform programı başlatıldı. 1925'den itibaren ülke muhalefet partileri olmaksızın yönetilmeye başladı. Özgür basın ya da akademik bağımsızlık sözkonusu değildi. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi giderek devlet kurumlarıyla özdeşleşti. Atatürk reformları, batılı ülkelerin kurumlarını taklit etmeksizin, istisnasız olarak batılı modellere dayanıyordu. İsviçre medeni hukukunun tercüme edilerek devralınması ve İtalyan ceza hukukunun yürürlüğe girmesi nefes kesici bir hızla gerçekleşti. Bundan karlı çıkanların başında, İslam hukuk sisteminde zayıf konumdaki kadınlar oldu. Kadınların politik hayatta pay sahibi olması, 1930'da yerel, 1934'de ise ulusal çapta oy verme hakkına kavuşmasıyla mümkün oldu. Atatürk, en azından sembolik olarak, kadınların, o zamana kadar erkeklerin egemen olduğu birçok alan ve mesleğe girmesini destekledi. 2001 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu, Atatürk'ün yaptığı hukuk devrimi olmasaydı, düşünülemezdi bile. Atatürk'ün büyük bir kararlılıkla savunduğu dil ve yazı reformu da kalıcılığını koruyor. Geniş kitlelerin okuma-yazma öğrenmesi için gösterilen çabalar, 1928 yılında Latin alfabesine geçilmesinden sonra kısa süre içinde başarılı olmaya başladı. Medeni ve modern toplumun sembolleri Atatürk, İslam da dahil olmak üzere, dinlere sempatiyle bakmıyordu. Tekkeleri 1925'de kapattıran Atatürk, camiye gidenlerin de zamanla azalacağına inanıyordu. Ancak son onyıllar, Türkiye'deki mistik ve muhafazakar dindarlığın hala varlığını sürdürmekte olduğunu gösteriyor. Atatürk'ün "şapka devrimi", batının büyük ilgisini çekti. Başlangıçta sadece devlet görevlileri için düşünülen bu yeni düzenleme, erkeklerin taktığı sarık ya da fesin yerini şapkanın almasını sağladı. Kadınların peçe takmaması kanuni düzenleme kapsamına girmese de, toplum ve meslek hayatında peçe takılmaması olağan kabul edilmeye başlandı. Atatürk'ün sık sık "eğitim diktatörlüğü" olarak tanımlanan otoriter reform tarzı demokrasi olarak adlandırılamasa da, yarattığı oluşum, - yönetim biçimi olarak kuvvetler ayrımının benimsendiği Cumhuriyet - 1946 yılında çok partili sisteme beklenmedik bir kolaylıkla geçilmesi için gereken koşulları yarattı. Kültürel açıdan batıya yönelinmesi, Atatürk'ün haleflerinin batılı ittifaklara entegre olmasını kolaylaştırdı. 1920 ve 1930'lu yılların benzersiz batılılaşma rotası olmasaydı, Türkiye'nin Avrupalı ittifak sistemlerine katılması sözkonusu olamazdı. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|